2015/12/31
Mutlu Yarınlar Türkiye
31 Aralık 2015
Koskoca 365 gün 6 saatini de unutmayalım, geçti bitti..
Zaman kavramı aslında dün bugün ve gelmemiş gelecekten ibaret.. Dünü tekrar edemezsin ama saati saatine hatırlarsın, bugünün ne getireceğini bilmezsin anı yaşarsın, gelmemiş gelecekte hayaller kurar bir amaç uğruna yaşarsın..
Yeni yıl yeni umutlar demekse de fazla inandırmamak gerek kendimizi. Yarın uyanınca aynı işi yapıyor aynı okula gidiyor aynı evde oturuyor olacağız. Ama yine de umut fakirin ekmeğidir işte. Biz iyiyi güzeli dileyelim yeni yıldan. Yeni yıl kim neyi istiyorsa ona onu getirsin. Ülkemiz iç karışıklık, savaş, şehit haberleri, çocuk gelinler ve kadın cinayetlerinden uzakta bir yıl geçirsin. 2015 geldiği gibi gitti (!) umudumuz 2016 dan yana ..
Mutlu yarınlar
Mutlu yıllar
Türkiye
2015/09/06
Hayatımdaki Deprem
Sude çok heyecanlıydı. Aylarca hazırlandığı konservatuvar sınavına bir gün kalmıştı. Bugün tek düşüncesi yarın hangi kıyafeti giyeceğiydi. Gardolabındaki tüm kıyafetleri deniyor evin içinde dolanıp duruyor annesine -Bu nasıl anne, böyle mi giyinsem? diye sorup duruyordu. İçinden çıkamayacağını anlayan Melahat hanım -Hadi kızım gel birşeyler alalım. diyerek Sude'nin gözlerinin içinin parlamasına neden oldu.
Sude hızla odasına gidip şortluyla, t-shirtünü üzerine giyinip holde belirdi.
-Ben hazırım anne, haydi gidelim.
-Bu ne hız... Geldim kızım geldim.
Otobüsle çarşının yolunu tutan anne kız, o mağaza senin, bu mağaza benim ayaklarına kara sular inene kadar dolaştılar. Nihayet sonunda karar verebildiler. Omuzlarını açıkta bırakan toz pembesi bir bluz, altına bilekte biten dar beyaz bir pantolon ve yine bluzuyla aynı tonda topuklu ayakkabı..
Aksesuarlarını da tamamlayıp evin yolunu tuttular. Sude abisi,babası ve annesini salona toplayıp, gitarını çalmaya başladı ve şarkısını söyledi. Tabii ki aile fertleri Sude'nin birden beş yaş büyümüş haliyle adeta büyülendi. Bittiğinde hepsine teker teker sarılıp odasına çekildi. Yatağının karşısında bulunan gardolaba eşyalarını yerleştirip, pijamalarını giyindi ve dua etmeye başladı. Heyecanından iki saat sonra uyandı saat daha üçtü. Sabaha epey vardı. Mutfağa su içmeye kalktığı anda kulakları sağır edercesine bi gürültü koptu.Etraf bir an aydınlanmış, binalar sağa sola yatmaya başlamıştı. Sude adeta küçük dilini yutmuş halde bir oraya bir buraya savruluyordu. En son bacaklarına düşen dolabın canını yakmasıyla acı bir çığlık kopardı. Afallamış halde önce abisi mutfaga geldi. Sude'nin çığlıkları gittikçe kısılmış artık gözünde sadece yaşlar beliriyordu. Babasıyla annesi de nihayet geldi. Hilmi Bey ve Serdar, Sude'nin bacaklarına düşen dolabı kaldırdıklarında bacaklarını hareket ettiremediğini anlamışlardı. Abisi Sude'yi kucakladı. Yere düsen şeyleri tekmelerek kendine yürümek için yol açtı. Anne ve babaları da peşlerinde...
Apartmanda herkes depremin şokuyla panik halde, dışarı çıkmaya çalışıyordu. Halbuki dışarısı daha da kotu yıkılan evlerin oluşturduğu toz bulutu, 'sesimi duyan var mı? Kurtarın beni!' iniltileri, ara ara binalardan düşen parçaların sesleri etrafı kaplamıstı. Babası Hilmi Bey arabanın anahtarını almadıgını fark ederek sarsıntı olmasına ragmen tekrar evlerine geri dondu. Arabalarını bulmak için ugrasıyorlar fakat ne mümkun arabanin enkaz yiginin altinda kaldigini çok sonra fark ediyolar. Yürümeye başladılar. Melahat Hanim bi yandan harabeye donen mahallesine bakıyor bi yandan da tüm diğer insanlar gibi robotlasmis halde yürümeye devam ediyordu. Ana yola çıktıklarında onları bir arabanın almasini ümit ederek otostop çekip duruyorlardı. Nihayet Bursa plakalı bir kamyon durdu. Onlarla birlikte yolda bekleyen beş altı kişiyi alarak yola devam etti. Etti derken etmeye çalıştı trafik isiklari yanmiyor, insanlar arabalar yola saçılmış halde trafik zor ilerliyor, herkes çıldırmış gibiydi. Hastaneye yaklaştıklarında kamyoncu :
-Çok gecmis olsun agabey buyuk bi felakete yakalandınız, 7.8 siddetinde bi deprem Kocaeli'yi Yalova'yı yerle bir etti yüzlerce yaralı haberi duyuluyor. Helikopterler de yardim için buraya geliyorlarmış.
Hilmi Bey'in bu haber karşısında başından aşağı kaynar sular döküldü. Deprem olduğunu anlamıştı ama bu kadar büyük bir felaket olduğunu tahmin edememisti
Bi yandan ailesi yaninda olduğu için içene su serpiliyor , diğer yandan da enkaz altında kalanlar için kahroluyordu. Nihayet hastaneye varlıklarından onlarca sıra kuyruğuna girip beklemeye başladılar. Koridorlarda ağlayanlar, feryat edenler, baygınlık geçirenler çoğunluktaydı.. Sıra Sude'ye geldiginde tansiyonuna baktılar. Kızın gözünün önünden o binaların sağa sola yatışı gitmiyor gözleri tek bir noktaya takılmış halde bilinçsizce bakıyor, bacakları da hissiz morarmış halde duruyordu.
Tansiyonu düşmüş, neredeyse kalbi duracak halde hemen serum ve ilaçlarla müdahale edilip, müşahede altına alındı. Çekilen röntgen sonucu sol bacağının kırıldığı anlaşıldı ve alçıya alındı. Deprem Sude ve ailesi için bir kırıkla anlatılmış, şehir içinse yüzlerce yaralı, binlerce ölü ve yıkıntı kalmıştı. Hastaneden çıktıklarında İzmir'deki akrabalarının yanına giderek bir daha Kocaeli'ye gelmemek üzere yola çıktılar.
Yıllar sonra şehir de herşey değişmiş, acı hafiflemişti. Sude ise geceleri aklından çıkmayan o anla ailesiyle artık bir doktor olarak yaşamaya devam etti.
2015/08/17
17 AĞUSTOS 1999
Kim düşünebilirdi ki o gece Gölcük'ün sular altında kalacağını, onlarca canın yitip gideceğini, 45saniyede koca bir kentin yerle bir olacağını... Deprem geldiği gibi yalnızca binaları değil; hayalleri de, insanları da yıkıp geçti.Geri de kalanların ruhlarına ise koca bir boşluk...
17 Ağustos 1999'da panik ve korkuyla beraber şokun etkisiyle, sessizliğe gömülen şehirde yalnızca yankılanan "Sesimi Duyan Var Mı?" sözleri oldu.
Allah'ım bir daha aynı acıları yaşatmasın, vatanımızı bizleri felaketlerden korusun. 17 ağustosta ebedi yolculuğa çıkanlara rahmet eylesin..
17 Ağustos 1999'da panik ve korkuyla beraber şokun etkisiyle, sessizliğe gömülen şehirde yalnızca yankılanan "Sesimi Duyan Var Mı?" sözleri oldu.
Allah'ım bir daha aynı acıları yaşatmasın, vatanımızı bizleri felaketlerden korusun. 17 ağustosta ebedi yolculuğa çıkanlara rahmet eylesin..
2015/06/30
İyi Gün Dostu
İyi gününde herkes yanında olur da, kötü günde yanında insan bulamazsın düşüncesi yanlıştır bir kere. Düşenin dostu elbet olmaz ama gösteriş olsun diye bile ben yaptım, ettim demek için illa ki birileri yanında olur, yardımcı olur, olmaya calışır zor gününde ..
Ya mutlu gününde?
Kim kendinden iyi bir yerde olmanı gerçekten ister yada kim mutluluğunda senin kadar içten sevinerek seni kucaklar. Bilemezsin ..
Belki de iyi dediğin insan, içten içe senin kötülüğünü ister ruhun duymaz. İnsanoglu çiğ süt emmiş bir kere güvenemezsin.
O yüzden insanlar hamile kaldığında hemen duyulsun istemez, yada bir ilişkiye başladığında duyurmaz. Nazara gelme korkusu sarıp sarmalar onları..
Benim iyi gün dostlarım olsun yanımda mesela patlaştıkça çoğalsın mutluluğum, sevincim.
Ya mutlu gününde?
Kim kendinden iyi bir yerde olmanı gerçekten ister yada kim mutluluğunda senin kadar içten sevinerek seni kucaklar. Bilemezsin ..
Belki de iyi dediğin insan, içten içe senin kötülüğünü ister ruhun duymaz. İnsanoglu çiğ süt emmiş bir kere güvenemezsin.
O yüzden insanlar hamile kaldığında hemen duyulsun istemez, yada bir ilişkiye başladığında duyurmaz. Nazara gelme korkusu sarıp sarmalar onları..
Benim iyi gün dostlarım olsun yanımda mesela patlaştıkça çoğalsın mutluluğum, sevincim.
2015/05/15
Aşk Mı O Ne? Yeniliyor mu?
Yine geldi
Hayır yok bu aşktan bize..
Git buradan, beni rahat bırak artık.
Canımı yakıyorsun, bak kalbim sıkışıyor, nefes alamıyorum.
Canın istediği zaman gelip, sıkıldığın zaman def olup gidemezsin.
Belki bir daha kimseyi böyle sevemeyeceğim ama kimse de senin kadar üzmeyecek biliyorum, o yüzden mutluyum.
İşte bunu deyip yoluna devam edemediği için kızlar her gidenin arkasından ağlarlar, bağımlı gibi onsuzluk nöbetine tutulup geri döndüğü anda kabul ederler..
Başta her şey güzel
Ya sonra ?
Yine her şey ters düz olur.
Baktın olmuyor bakmayacaksın sözü var ya işte onun gibi mantığın dışına çıkmak koca bir ahmaklık.
Ahmakça aşklar, ahmakça terk edilişler ..
Aşk mı o ne?
Yeniliyor mu, içiliyor mu?
Hayır yok bu aşktan bize..
Git buradan, beni rahat bırak artık.
Canımı yakıyorsun, bak kalbim sıkışıyor, nefes alamıyorum.
Canın istediği zaman gelip, sıkıldığın zaman def olup gidemezsin.
Belki bir daha kimseyi böyle sevemeyeceğim ama kimse de senin kadar üzmeyecek biliyorum, o yüzden mutluyum.
İşte bunu deyip yoluna devam edemediği için kızlar her gidenin arkasından ağlarlar, bağımlı gibi onsuzluk nöbetine tutulup geri döndüğü anda kabul ederler..
Başta her şey güzel
Ya sonra ?
Yine her şey ters düz olur.
Baktın olmuyor bakmayacaksın sözü var ya işte onun gibi mantığın dışına çıkmak koca bir ahmaklık.
Ahmakça aşklar, ahmakça terk edilişler ..
Aşk mı o ne?
Yeniliyor mu, içiliyor mu?
2015/04/20
Tek Kişilik Aşk
Aşkın ölümsüzlüğüne inanan adam için artık aşk yoktu varsa da olan sadece seksten ibaretti.
Eros oklarını o kadar yanlış kişiler için kullanmıştı ki, kim için kullandıysa sonunda üzülen o olmuştu.
Okların hedefi olmaktan kurtulmanın yolunu başkalarına oku fırlatmakta buldu.
Geldiği noktada yaşının sayısı kadar, belki de daha fazla kadınla birlikte olmuş, anlık zevklerinin peşinden savrularak o kalpten bu kalbe mesken edinmişti.
Neydi onu bu hale getiren?
Bencilliği mi?
Sevdasına türküler söyleyip, onu düşünmekten uyuyamadığı geceler mi?
'O kadar mutluydu ki onunla...
Ondan başkasını değil gözü görmek, hayallerinde onsuz bir gelecek dahi yoktu. Ne olduysa sevdiği gözünden sakındığı kadın, sudan sebep bahanelerden kavga çıkarmaya başladı. Her kavgada kadın daha da uzaklaştı, adam daha da acı çekti.. En sonunda kadın gitti. Adam parçalanmış kalbiyle ardından gözleri yaşlarla baka kaldı. '
Erkekler ağlamazmış. Öğretilen koca bir yalan. Erkek bir ağlamaya başladı mı hiç susmaz. Ama bir de bir susar ki, bir daha asla aynı duygulara sahip olamaz.
Aslında sevmenin cinsiyeti de olmaz . Güzel seven adamları, güzel seven kadınları üzmemek tüm mesele..
2015/03/03
Hayallerimin Yıkıldığı Gün
En sonunda dayanamayıp kendini sokağa attı. Nereye gideceğini, ne yapacağını bilmiyordu aslında. Tek istediği ciğerlerine havanın kokusunu çekmek, ve denizin maviliğinde kaybolmaktı. Koşar adımlarla kendisini kumsala attı. Kumsalda oturup, karaya vuran dalgaları seyredaldı. Fakat zihnini meşgul eden sorulardan, sorunlardan kurtulamıyordu.
Bardaktan boşalırcasına yağan yağmur gibi tüm sıkıntılarının suya karışıp akıp gitmesini istiyordu.
Yaktığı sigarasını atıp üstündekileri çıkarmaya başladı ve kendini suya bıraktı. Her kulaçta sanki tüm olanlardan sinirini alıyor ve rahatlıyordu.
Karaya çıktığında az önceki halinden yoktu adeta kendini gevşemiş birazda üşümüş hissediyordu. Eve doğru yürümeye başladı. Köşeyi dönünce bir anda onu gördü. Kalbi deli gibi atıyor, üşümenin yerini bu sefer korku dolu titreme alıyordu. O ise yüzünden başlayarak, ıslak vücudunda göz gezdirmeye başladı. İsabella ıslık çalar gibi bildiği küfürleri ederek, koşarak oradan uzaklaştı.
Hayatının, hayallerinin katiliyle karşılaşması hiç de iyi olmamıştı. Sanki onu takip ediyormuş hissiyle arkasına bakıp duruyor, evine kilometreler varmış gibi geliyordu.
Darmadağınık halde eve giren İsabella kendini odasına attı. Odasındaki herşeyi kırıp döküyor, bir yanda da ağlıyordu. Geçirdiği sinir krizi İsebellayı yormuş ağlamaklı gözlerle uykuya bırakmıştı.
Hayır yapma, dokunma bana diye çırpınıyor, her çırpınışında daha da sert tokatlarla karşılaşıyordu. Dudakları yedigi tokat darbeleriyle kanlar içinde, yüzü kıpkırmızı olmuştu. En sonunda teslim oldu. Ve çığlıklarla uyandı kabusundan.
O sadece sevgisine inanmış, onun lanet olası bi pislik olduğunu bilememişti. O günden sonra insanlara olan güvenini yitirdi ve bir daha kimseyle beraber olmadı.
2015/02/13
BUGÜN ÖZGECAN ASLAN YARIN ANNENİZ EŞİNİZ DOSTUNUZ
Kadına şiddete hayır dedikçe sonu gelmiyor bu katliamların; tecavüzlerin, dayakların ...
Daha gencecik bir kız çocuğuydu Özgecan Aslan hayalleri, bitireceği bir üniversitesi vardı. Ama ne yazık ki artık yok ...
Ne mi oldu üç tane kendini bilmez insanlıktan nasibini almamış şerefsiz, haysiyetsiz yaratıklar Özgecan'ı ancak kitaplarda olur dediğimiz vahşetlikte bıçaklayıp o narin bedenini yakarak, ucbe bir yere bıraktı.
Ve bizler suçlulara en ağır cezanın verilmesini ülkece istiyoruz.
Ve avazımız çıktığı kadar da bağırıyoruz
KADINA ŞİDDETE HAYIR !!!
Biz avazımız çıktığı kadar bağıralım ki belki sesimiz duyulur, bunun önüne geçilecek yasalar koyulur, ağırlaştırılır bir ihtimal caydırıcılığı olur.
Bugün Özgecan Aslan;
Yarın anneniz, kardeşiniz, eşiniz,dostunuz.
Unutmayınız ki kadına karşı şiddet bir insanlık ayıbıdır. Bu ayıba ortak olmayınız.
Toplumu oluşturan aile bireyleridir ve bilinçli toplum ancak ve ancak aileden yetişir.
2015/01/05
Siyah Saçlı Dilber
Elmanın zehirli olduğunu bilmeden görünüşüne aldanarak yiyen prensesin sonunu tahmin edersiniz. Tahmin edemeyeceğiz bir şey varsa hayat öpücüğünü verecek olan beyaz atlı prensin aslında çoktan öldüğüdür.
Çünkü, hırsları ve bencilliği yüzünden insanlığını yitiren cadı planını mükemmel bir şekilde kurmuş, işini şansa bırakmaya da niyeti yoktu.
Sonunu düşünmeden hareket eden siyah saçlı, kırmızı dilber için zor günler başlamış kurtarıcısı karalara bürünmüştü.
Hiçliğin dibinden çıkmaya çabaladıkça daha da dibe batıyor, her kulaç atışında yoruluyor, nefesi tükeniyordu. Medet umarcasına bağırıyor, sesini duyuramıyordu..
Aradan geçen üç gün sonunda cadı nihayet prensesi bataklıktan çıkarmış ama süpürgesindeki tüm taşlarıda ortaya saçmıştı. 'Benim için yaşayacak, ben ne istersem onu yapacaksın eğer dediklerimin dışına çıkarsan bu sefer o bataklıktan çıkamayacaksın ' dedi.
Çaresizliğine çare bulamayan zavallı kız istemeden de olsa kabul etti.
O artık kendini 3 Mart 1870 yılında bırakmış, içinde bir yerlerde benliğini saklayarak cadının isteklerine boyun eğmiştir.
Başlarda insanların sorgulayıcı bakışlarına maruz kalmış fakat kimse yardım elini uzatmamış, bir süre sonra da herkes onu unutup şimdiki haliyle kötü kalpli, gaddar, vicdansız olarak yargılamıştır.
Halbuki o her gece yalnızlığıyla baş başa kalınca her aldığı can, kırdığı her kalp için ağlar olmuş, kimse onun yarattığı cehennem de yandığını görememişti.
Yıllar sonra gençlik iksirini kaybeden cadı ölmüş, siyah saçlı dilber özgürlüğüne kavuşmuş fakat cadı ondan gençliğini, umudunu, hayallerini almıştı .
Ona tek kalan içinde sakladığı insani duygularıydı.
Çünkü, hırsları ve bencilliği yüzünden insanlığını yitiren cadı planını mükemmel bir şekilde kurmuş, işini şansa bırakmaya da niyeti yoktu.
Sonunu düşünmeden hareket eden siyah saçlı, kırmızı dilber için zor günler başlamış kurtarıcısı karalara bürünmüştü.
Hiçliğin dibinden çıkmaya çabaladıkça daha da dibe batıyor, her kulaç atışında yoruluyor, nefesi tükeniyordu. Medet umarcasına bağırıyor, sesini duyuramıyordu..
Aradan geçen üç gün sonunda cadı nihayet prensesi bataklıktan çıkarmış ama süpürgesindeki tüm taşlarıda ortaya saçmıştı. 'Benim için yaşayacak, ben ne istersem onu yapacaksın eğer dediklerimin dışına çıkarsan bu sefer o bataklıktan çıkamayacaksın ' dedi.
Çaresizliğine çare bulamayan zavallı kız istemeden de olsa kabul etti.
O artık kendini 3 Mart 1870 yılında bırakmış, içinde bir yerlerde benliğini saklayarak cadının isteklerine boyun eğmiştir.
Başlarda insanların sorgulayıcı bakışlarına maruz kalmış fakat kimse yardım elini uzatmamış, bir süre sonra da herkes onu unutup şimdiki haliyle kötü kalpli, gaddar, vicdansız olarak yargılamıştır.
Halbuki o her gece yalnızlığıyla baş başa kalınca her aldığı can, kırdığı her kalp için ağlar olmuş, kimse onun yarattığı cehennem de yandığını görememişti.
Yıllar sonra gençlik iksirini kaybeden cadı ölmüş, siyah saçlı dilber özgürlüğüne kavuşmuş fakat cadı ondan gençliğini, umudunu, hayallerini almıştı .
Ona tek kalan içinde sakladığı insani duygularıydı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
